Haftalık Köşe Yazısı

  • Toprak gibi insanlar da çeşit çeşit. Kazma darbelerine aldırış etmeyen ve kendinden ödün vermeyen topraklar var. Çok gevşek, daha dokunurken ufalıverenler var. Aylarca uğraştığımız halde tohumu tomurcuğa dönüştüremeyen toprağın yanı sıra kendiliğinden verime dönüşen, türlü renkleri bağrında yetiştiren topraklar var. Karadır bazı yörelerin toprak rengi, taş ve kayaların arkasına saklanmıştır adeta. Kimi yerde suyla iç içe çamur halinde toprak, kimi yerde sarp kayalıkların dehlizlerinde saklanır. Bazı yerlerde olduğu gibi durur belki de yıllarca. Bazılarında ise tutunamaz toprak, akar bir yerlere doğru gider.
  • İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal olmak; diğer insanlarla etkileşim ve iletişim içinde olmak, başkalarının hayatından öğrenmek, onların benliklerinde kendini bulmak ve insani değerlerle beslenmektir. İnsan, hayatı yalnızca kitaplardan veya ekranlardan değil, büyük ölçüde insan ilişkileri içinde öğrenir. Başkalarının tecrübelerinden yararlanmak, farklı hayatlarla temas etmek, kendimizi başkalarının aynasında yeniden görmek; insan olmanın önemli imkânlarından biridir.
  • Yapılan araştırmalar, ülkemizde büyük zorluklarla kurulan KOBİ’lerin kısa zamanda başarısız olmaları ve dağılmalarında kurumsallaşamamanın çok önemli bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor. Dünyada kurulmuş şirketlerin yaklaşık yüzde 90 gibi ezici bir çoğunluğu aile şirketleridir. Bunların da önemli bir bölümü KOBİ düzeyindeki işletmelerdir. Bu oranlar ülkemiz için de büyük ölçüde geçerlidir. Diğer yandan birçok araştırmanın ortak bulgusu olarak, her 100 aile şirketinin ancak 20’sinin ikinci kuşağa geçebildiği ifade edilmektedir. Peki, geriye kalan 80 aile şirketine ne oluyor? Maalesef birçok aile şirketi, çeşitli nedenlerle ayakta kalamıyor ve dağılıyor.
  • İnsan olarak fizik, mantık ve ruh olmak üzere üç temel yapı ve donanıma sahibiz. Fizik yapımız ile çevremizdeki maddi eşya ve varlığı fark ederiz. Mantık yönümüzle onlardaki işleyişi objektif olarak ortaya koyarız. Ruh tarafımızla da tüm bunların arkasındaki gerçekleri sezmeye, hissetmeye ve onlara inanmaya çalışırız. Günümüz insanının maddi‐fizik yönü ve “ben”lik tarafı giderek şişiyor. Böylece içgüdülerin direksiyonundaki bedenin istekleri ile şahlanan tüketim davranışı, hayatımızın merkezine yerleşiyor. Mantık ve irademiz, belirleyici olmaktan uzaklaşıp bedensel hazlarımıza yenik düşüyor. İnsan olarak esas varlık nedenimiz olan ruh, duygu‐gönül-kalp tarafımız eridikçe, eriyor. Dolayısıyla her birimiz hayat semalarımızda uçuyoruz ama kanatlarımızı muhabbete açamıyoruz bir türlü.
  • Danışmanlık çalışmalarımızda aile şirketlerinin kurucuları, hissedarları, yeni kuşak temsilcileri ve diğer aile üyeleriyle (anneler, kızlar, delikanlılar, gelinler, damatlar…) iç içeyiz. Tüm yönleriyle onları tanımaya ve kurumsallaşma yolculuklarında yardımcı olmaya çalışıyoruz. Birçok renkli, düşündürücü, çarpıcı ve ders alınabilecek başarı ve başarısızlık öyküleriyle karşılaşıyoruz. Belki onlara bir şeyler kazandırıyor, kurumsallaşma yolculuklarına eşlik ediyoruz. Ama sanırım onlardan öğrendiklerimiz daha da fazla.