Haftalık Köşe Yazısı

  • Kişilik yapımız gereği, her birimizin temel bir yaşam odağı vardır. Yani her birimizin hayatını daha anlamlı kılan, uğruna çaba gösterdiği, tüm düşünce ve davranışlarını yönlendiren baskın bir hareket noktası bulunur. Buna yaşam odağı dememizin nedeni, davranışlarımızın büyük ölçüde bu odağa göre şekillenmesidir. Her insanda bu odaklar mevcuttur; ancak baskınlık düzeyleri kişiden kişiye değişir. Yaşam odakları arasında siyaset, şöhret, iş, ilke, mantık, duygu, değer, inanç, ahlak, sevgi, estetik, para ve cinsellik öncelikle sayılabilir. Günümüzde yaşanan hızlı değişim ve gelişim, kişilerin yaşam biçimleri gibi temel karakterin bir yansıması olan yaşam odağını da değişime zorlamaktadır.
  • Bu yazıda alışılmışın dışında bir yöntem izlemeyi tercih ettik. Yöneticinin bireysel özelliklerinden hareketle uygulamalarını değerlendirmek yerine, uygulamalarından yola çıkarak bireysel özelliklerini tahmin etmeye ve tahlil etmeye çalıştık.
  • Hızlı değişme, gelişme, bilgi çağı, dijital çağ ve benzeri kavramlar gerek akademik gerekse günlük gündemleri işgal etmiş durumda. Öyle ki değişimi konuşmaktan ve tartışmaktan gerçekten değişmeye zaman kalmıyor gibi. Bütün değişim, yenileşme, güncel kalma çabalarına karşılık değişmeyen şeylerin olduğunu, olması gerektiğini ne yazık ki bazen unutuyoruz. Yine eskisi gibi insanız; insan olmanın özü neyse taşıdığımız temel özellikler de değişmeden devam ediyor. Görüyor, işitiyor, duygulanıyor ve daha da önemlisi seviyor, seviliyor, nefret edebiliyoruz.
  • İşiniz, yaşınız, eğitiminiz, ekonomik gücünüz ne olursa olsun sizin için hayati sorulardan biri şu: Hayat, bir tüketim mecrası mıdır yoksa üretim mecrası mıdır sizin için? Yani bize bu hayat neden verildi? Yiyelim, içelim, çoğalalım diye mi sadece? Yoksa kendimiz için, istediklerimiz dışında da görevlerimiz var mı? Yani ki başkaları için üretici olabiliyor muyuz? Yahut kendinize çalışma dışında bir uğraşımız var mı? Kime ne katıyoruz? Eksik olan neyi tamamlıyoruz? Neyi çoğaltıyoruz? Hangi negatifleri pozitif hale getiriyoruz? Kazandığımızı nasıl ve nerede harcıyoruz?
  • Okullardaki olaylar içimizi acıtıyor. Üzüntüyü ifade edecek kelimeleri bulmakta zorlanıyoruz. Çocuklarımıza ve gençlerimize ne oluyor sorusunu bir daha ve yeniden sormak zorundayız. Acaba biz nerede hata yapıyoruz, neyi gözden kaçırıyoruz da çocuklarımız şiddetin kucağına düşüyor. Olayların vahameti, ivedi şekilde önlemler almamızı zorunlu kılıyor.