Haftalık Köşe Yazısı

  • Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum; yeryüzünde taş deyip geçmemeli. Benim geçmişten beri taşlara özel bir ilgim, hatta küçük bir koleksiyonum var. Ülkemizin ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen taşlar… Tek başına baktığımızda çoğu zaman “Allah’ın taşı” deyip geçeriz. Ama birkaçını yan yana koyunca her birinin başka bir renk, başka bir şekil, başka bir hikâye taşıdığını görürüz. Kimi yuvarlaktır, kimi yassı; kimi koyu kahverengi, kimi mavi tonlarda, kimi de kar gibi bembeyazdır. Kiminin pütürlü yüzeyi elinizi tırmalar, kiminin kayganlığı avucunuzda huzur bırakır. Sanki her biri ayrı bir mesaj taşır.
  • İnsan hayatını kolaylaştıran yeni teknolojilerle şekillenen dijital toplum, keşfettiği “insan”ı bu kez bireysellik ve yalnızlıkla tehdit ediyor. Medeniyet ilerledikçe hoşgörü ve iletişimin güçleneceği düşünülürken, insanın kendisiyle kurduğu iletişim giderek zayıflıyor. Kişilik; insanın bedensel, duygusal, sosyal ve zihinsel özellikleriyle başkalarında oluşturduğu izlenimlerin bütünüdür. Bir yanında beslenme, korunma ve cinsellik gibi içgüdülerden oluşan alt benlik; diğer yanında sevgi, saygı, hoşgörü ve ahlak gibi toplumsal değerleri temsil eden üst benlik bulunur. Kişiliği oluşturan temel unsur ise bu iki yön arasında denge kurmaya çalışan “ben”dir.
  • Bu yazımızda, öğrenme isteğinin oluşmasında temel rol oynayan gelişme isteği ve bunun bireysel yaşamdaki yansımaları üzerinde durmaya çalışacağız. Dünyanın giderek küçüldüğü, yaşamın ise her geçen gün daha karmaşık hâle geldiği günümüzde; işi, toplumdaki sosyal konumu ya da ekonomik gücü ne olursa olsun herkes bu değişimlerden belirli ölçülerde etkilenmektedir. İnsan, bir yandan doğal yaşamın sadeliğinden ve bu yaşamın gerektirdiği alışkanlıklardan uzaklaşırken, diğer yandan kendi ürettiği teknolojinin şekillendirdiği bir dünyanın içinde yaşamaktadır. Asıl mesele ise teknolojiyi üretmek değil, onun esiri olmadan yaşayabilmektir.
  • Eski bir Çin atasözü şöyle der: “Hayat, sıkıntıların buluştuğu yerdir.” Gerçekten de yaşam sahnesi, sıkıntıların ve zıtlıkların iç içe geçtiği bir alandır. Gece-gündüz, artı-eksi, erkek-dişi, iyi-kötü, güzel-çirkin, kolay-zor, siyah-beyaz, zengin-fakir, dağ-ova, iniş-çıkış… Hayata anlam kazandıran da bu zıtlıkların varlığıdır. Asıl önemli olan ise bu zıtlıklar arasında nerede durduğumuz, hangi yöne meylettiğimizdir. Acaba yaşam alanımızda nereye daha yakınız? Geceye mi, gündüze mi? İyiye mi, kötüye mi? Güzele mi, çirkine mi? Dağa mı, ovaya mı? Kolaya mı, zora mı? Siyaha mı, beyaza mı? Peki, sizin temel yatkınlığınız hangi yönde? Bu sorunun cevabını bulabilmek için kişiliğimizi yönlendiren üçlü sacayağına bakmamız yeterlidir:
  • İnsan iletişiminin büyük bölümü sözcüklerin ötesinde gerçekleşir. Beden dili, çoğu zaman söylenenlerden daha fazlasını ifade eder ve insan davranışlarını anlamada önemli ipuçları sunar. İnsanın en önemli özelliklerinin başında hiç kuşkusuz iletişim kurma ihtiyacı yer alır. Bir anlamda, varlıklar âleminde bulunmanın temel amacının kendini ifade etmek olduğu söylenebilir.