Haftalık Köşe Yazısı

  • Yapılan araştırmalar, ülkemizde büyük zorluklarla kurulan KOBİ’lerin kısa zamanda başarısız olmaları ve dağılmalarında kurumsallaşamamanın çok önemli bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor. Dünyada kurulmuş şirketlerin yaklaşık yüzde 90 gibi ezici bir çoğunluğu aile şirketleridir. Bunların da önemli bir bölümü KOBİ düzeyindeki işletmelerdir. Bu oranlar ülkemiz için de büyük ölçüde geçerlidir. Diğer yandan birçok araştırmanın ortak bulgusu olarak, her 100 aile şirketinin ancak 20’sinin ikinci kuşağa geçebildiği ifade edilmektedir. Peki, geriye kalan 80 aile şirketine ne oluyor? Maalesef birçok aile şirketi, çeşitli nedenlerle ayakta kalamıyor ve dağılıyor.
  • İnsan olarak fizik, mantık ve ruh olmak üzere üç temel yapı ve donanıma sahibiz. Fizik yapımız ile çevremizdeki maddi eşya ve varlığı fark ederiz. Mantık yönümüzle onlardaki işleyişi objektif olarak ortaya koyarız. Ruh tarafımızla da tüm bunların arkasındaki gerçekleri sezmeye, hissetmeye ve onlara inanmaya çalışırız. Günümüz insanının maddi‐fizik yönü ve “ben”lik tarafı giderek şişiyor. Böylece içgüdülerin direksiyonundaki bedenin istekleri ile şahlanan tüketim davranışı, hayatımızın merkezine yerleşiyor. Mantık ve irademiz, belirleyici olmaktan uzaklaşıp bedensel hazlarımıza yenik düşüyor. İnsan olarak esas varlık nedenimiz olan ruh, duygu‐gönül-kalp tarafımız eridikçe, eriyor. Dolayısıyla her birimiz hayat semalarımızda uçuyoruz ama kanatlarımızı muhabbete açamıyoruz bir türlü.
  • Danışmanlık çalışmalarımızda aile şirketlerinin kurucuları, hissedarları, yeni kuşak temsilcileri ve diğer aile üyeleriyle (anneler, kızlar, delikanlılar, gelinler, damatlar…) iç içeyiz. Tüm yönleriyle onları tanımaya ve kurumsallaşma yolculuklarında yardımcı olmaya çalışıyoruz. Birçok renkli, düşündürücü, çarpıcı ve ders alınabilecek başarı ve başarısızlık öyküleriyle karşılaşıyoruz. Belki onlara bir şeyler kazandırıyor, kurumsallaşma yolculuklarına eşlik ediyoruz. Ama sanırım onlardan öğrendiklerimiz daha da fazla.
  • Dijitalleşme, yapay zekâ, uzaktan çalışma modelleri ve hızla değişen yaşam alışkanlıkları… Dünyayı etkisi altına alan dönüşümden hepimiz payımızı alıyoruz. Peki bu büyük değişim dalgasının neresindeyiz? Değişimi yönetebiliyor muyuz yoksa onun sürüklediği bir kalabalığın parçası mı oluyoruz?
  • Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum; yeryüzünde taş deyip geçmemeli. Benim geçmişten beri taşlara özel bir ilgim, hatta küçük bir koleksiyonum var. Ülkemizin ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen taşlar… Tek başına baktığımızda çoğu zaman “Allah’ın taşı” deyip geçeriz. Ama birkaçını yan yana koyunca her birinin başka bir renk, başka bir şekil, başka bir hikâye taşıdığını görürüz. Kimi yuvarlaktır, kimi yassı; kimi koyu kahverengi, kimi mavi tonlarda, kimi de kar gibi bembeyazdır. Kiminin pütürlü yüzeyi elinizi tırmalar, kiminin kayganlığı avucunuzda huzur bırakır. Sanki her biri ayrı bir mesaj taşır.