Haftalık Köşe Yazısı

  • Yönetici olarak çalışanlarımızın ruh sağlığını olumsuz etkilemeye hakkımız var mı? Büyük çoğunluğumuz bu soruya tereddütsüz “hayır” cevabını verecektir. Ancak dürüst olmak gerekirse, çalışanların ruh sağlığını bozan, hatta farkında olmadan buna zemin hazırlayan yöneticilerin sayısı hiç de az değildir.
  • Dini ve millî bayramlar; neşenin, coşkunun, sevincin ve heyecanın doruğa ulaştığı müstesna zamanlardır. Aslında saatlerin, günlerin, ayların ve yılların ölçtüğü zaman aynıdır; fakat yaşadığımız anlara yüklediğimiz anlam farklı olduğu için zamanın bizde bıraktığı iz de değişir.
  • Kişilik yapımız gereği, her birimizin temel bir yaşam odağı vardır. Yani her birimizin hayatını daha anlamlı kılan, uğruna çaba gösterdiği, tüm düşünce ve davranışlarını yönlendiren baskın bir hareket noktası bulunur. Buna yaşam odağı dememizin nedeni, davranışlarımızın büyük ölçüde bu odağa göre şekillenmesidir. Her insanda bu odaklar mevcuttur; ancak baskınlık düzeyleri kişiden kişiye değişir. Yaşam odakları arasında siyaset, şöhret, iş, ilke, mantık, duygu, değer, inanç, ahlak, sevgi, estetik, para ve cinsellik öncelikle sayılabilir. Günümüzde yaşanan hızlı değişim ve gelişim, kişilerin yaşam biçimleri gibi temel karakterin bir yansıması olan yaşam odağını da değişime zorlamaktadır.
  • Bu yazıda alışılmışın dışında bir yöntem izlemeyi tercih ettik. Yöneticinin bireysel özelliklerinden hareketle uygulamalarını değerlendirmek yerine, uygulamalarından yola çıkarak bireysel özelliklerini tahmin etmeye ve tahlil etmeye çalıştık.
  • Hızlı değişme, gelişme, bilgi çağı, dijital çağ ve benzeri kavramlar gerek akademik gerekse günlük gündemleri işgal etmiş durumda. Öyle ki değişimi konuşmaktan ve tartışmaktan gerçekten değişmeye zaman kalmıyor gibi. Bütün değişim, yenileşme, güncel kalma çabalarına karşılık değişmeyen şeylerin olduğunu, olması gerektiğini ne yazık ki bazen unutuyoruz. Yine eskisi gibi insanız; insan olmanın özü neyse taşıdığımız temel özellikler de değişmeden devam ediyor. Görüyor, işitiyor, duygulanıyor ve daha da önemlisi seviyor, seviliyor, nefret edebiliyoruz.