Haftalık Köşe Yazısı

  • Dilimizden düşüremediğimiz küreselleşme kavramı, son zamanlarda yeni yeni sorular getiriyor akla. Acaba küreselleşme süreci ahlakı da küreselleştiriyor mu? Küreselleşmeye paralel olarak giderek kendinden uzaklaşan insanın, doğal ahlaki duruşu önce esneyip sonra yumuşayıp, keskin köşelerini törpüleyerek küresel bir hüviyete mi kavuşuyor? Bu durumda küresel ahlakın temelleri, doğuştan getirilen saf insani değerlere mi yoksa egemen güçlerin gizli ve açık hedeflerine ve maddi değerlerine mi dayanacak?
  • Hayat, tercihler arenasıdır aslında. Her an çeşitli tercihlerle karşı karşıyayız. Durmadan kararlar verir, nasıl hareket edeceğimizi belirleriz. Acaba bedeni ve zihni faaliyetleri ile bir bütün olarak yaşamımızın ağırlık merkezi, tercih yaparken nereye yöneliyor ve bunun sonuçları nelerdir?
  • Mevcut şirketlerin ezici bir çoğunluğunu oluşturan aile şirketlerine yönelik çalışmalar her geçen gün artıyor. Geniş bir yelpazede yer alan bu çalışmaların içinde belki de en önemli ve belirleyici başlıklardan birisi hiç kuşkusuz mülkiyet devri ve aile şirketini yarınlara taşıyacak liderin seçimidir.
  • İster atanmış ister seçilmiş olsun genellikle iki türlü yönetici görüyoruz. Birincisi benlik atına binmiş, kendisini merkez görüp dünyanın kendisine göre şekillenmesini isteyen, hemen hemen bütün davranışlarının rehberliğini iç güdülerine bırakmış, insanları kendi hizmetinde sayan yönetici tipi.
  • İnsan ilişkilerinde özellikle de aile içinde saygının dozunu ayarlamakta zorluklar çekiyoruz. 26 yaşında, eğitimli bir gençle ilginç bir görüşme yapmıştık. Aile şirketi danışmanlığı yaptığımız, tanınmış ve ticari markaları olan bir ailenin veliahdıydı bu genç. Liseyi ve üniversiteyi Amerika’da okumuş, bir yıl önce dönmüştü. Aile çok önemli bir yatırım yaptığını düşünüyordu. Gelir gelmez genel müdür yardımcısı olarak aile şirketinde işe başlatmışlardı.