Haftalık Köşe Yazısı

  • Performans değerleme, insan kaynakları yönetiminin en önemli işlevlerinden biridir. Performans değerleme ile bireylerin herhangi bir konudaki etkinlik ve başarı düzeylerini belirlemeye yönelik çalışmalar kastedilmektedir. Ancak etkinlik düzeyi ve başarıyı ölçmek oldukça güçtür. Bunun temel nedenlerinden biri değerlendirmenin insana yönelik olması, bir diğeri ise performans ve başarının büyük ölçüde öznel kavramlar içermesidir. Buna rağmen performans değerleme, insan kaynakları yönetiminin vazgeçilmez uygulamaları arasında yer almaktadır.
  • Çocuklar, oyuncaklarıyla oynarken bazen parçaları birleştirmekte zorlanırlar. Böyle anlarda en yakınlarındaki anne ya da babalarına yönelir, yardım isterler. İsteklerini tam olarak ifade edemeseler de bir desteğe ihtiyaç duydukları açıktır. Bu durumda ebeveynlerden biri şöyle diyebilir: “Yine bozdun. Tabii yapamazsın. Zaten hiçbir zaman da yapamıyorsun. Size bunları alanda kusur var. Bırakın, bu işi ben hallederim.” Bir diğeri ise şöyle yaklaşabilir: “Bana danıştığın ve beni de sürece dahil ettiğin için teşekkür ederim. Aslında neredeyse tamamlamışsın. Haydi, birlikte bakalım; bunu nasıl tamamlayabiliriz?”
  • Marka deyince ne anlamalıyız? Marka nedir, ne değildir konusunu iyi anlamamız gerekir. Marka, her şeyden önce bir değer üretmektir. İnsanlara maddi veya sosyal bir katma değer sunmak, markanın hareket noktası ve özünü oluşturur. Marka, belirli bir standardı ürün ya da hizmette sağlayabilmektir. Marka, alıcı nezdinde bir beğeni, alışkanlık ve hatta bağımlılık oluşturmaktır. Marka; ürün ya da hizmetin esen rüzgâra göre şekil alması değil, kendisine has bir kişilik kazanması demektir. Ve nihayet marka, diğerlerinden farklılaşarak belirli bir tarz oluşturmaktır.
  • Yönetici olarak çalışanlarımızın ruh sağlığını olumsuz etkilemeye hakkımız var mı? Büyük çoğunluğumuz bu soruya tereddütsüz “hayır” cevabını verecektir. Ancak dürüst olmak gerekirse, çalışanların ruh sağlığını bozan, hatta farkında olmadan buna zemin hazırlayan yöneticilerin sayısı hiç de az değildir.
  • Dini ve millî bayramlar; neşenin, coşkunun, sevincin ve heyecanın doruğa ulaştığı müstesna zamanlardır. Aslında saatlerin, günlerin, ayların ve yılların ölçtüğü zaman aynıdır; fakat yaşadığımız anlara yüklediğimiz anlam farklı olduğu için zamanın bizde bıraktığı iz de değişir.