Haftalık Köşe Yazısı

  • Eski bir Çin atasözü şöyle der: “Hayat, sıkıntıların buluştuğu yerdir.” Gerçekten de yaşam sahnesi, sıkıntıların ve zıtlıkların iç içe geçtiği bir alandır. Gece-gündüz, artı-eksi, erkek-dişi, iyi-kötü, güzel-çirkin, kolay-zor, siyah-beyaz, zengin-fakir, dağ-ova, iniş-çıkış… Hayata anlam kazandıran da bu zıtlıkların varlığıdır. Asıl önemli olan ise bu zıtlıklar arasında nerede durduğumuz, hangi yöne meylettiğimizdir. Acaba yaşam alanımızda nereye daha yakınız? Geceye mi, gündüze mi? İyiye mi, kötüye mi? Güzele mi, çirkine mi? Dağa mı, ovaya mı? Kolaya mı, zora mı? Siyaha mı, beyaza mı? Peki, sizin temel yatkınlığınız hangi yönde? Bu sorunun cevabını bulabilmek için kişiliğimizi yönlendiren üçlü sacayağına bakmamız yeterlidir:
  • İnsan iletişiminin büyük bölümü sözcüklerin ötesinde gerçekleşir. Beden dili, çoğu zaman söylenenlerden daha fazlasını ifade eder ve insan davranışlarını anlamada önemli ipuçları sunar. İnsanın en önemli özelliklerinin başında hiç kuşkusuz iletişim kurma ihtiyacı yer alır. Bir anlamda, varlıklar âleminde bulunmanın temel amacının kendini ifade etmek olduğu söylenebilir.
  • Performans değerleme, insan kaynakları yönetiminin en önemli işlevlerinden biridir. Performans değerleme ile bireylerin herhangi bir konudaki etkinlik ve başarı düzeylerini belirlemeye yönelik çalışmalar kastedilmektedir. Ancak etkinlik düzeyi ve başarıyı ölçmek oldukça güçtür. Bunun temel nedenlerinden biri değerlendirmenin insana yönelik olması, bir diğeri ise performans ve başarının büyük ölçüde öznel kavramlar içermesidir. Buna rağmen performans değerleme, insan kaynakları yönetiminin vazgeçilmez uygulamaları arasında yer almaktadır.
  • Çocuklar, oyuncaklarıyla oynarken bazen parçaları birleştirmekte zorlanırlar. Böyle anlarda en yakınlarındaki anne ya da babalarına yönelir, yardım isterler. İsteklerini tam olarak ifade edemeseler de bir desteğe ihtiyaç duydukları açıktır. Bu durumda ebeveynlerden biri şöyle diyebilir: “Yine bozdun. Tabii yapamazsın. Zaten hiçbir zaman da yapamıyorsun. Size bunları alanda kusur var. Bırakın, bu işi ben hallederim.” Bir diğeri ise şöyle yaklaşabilir: “Bana danıştığın ve beni de sürece dahil ettiğin için teşekkür ederim. Aslında neredeyse tamamlamışsın. Haydi, birlikte bakalım; bunu nasıl tamamlayabiliriz?”
  • Marka deyince ne anlamalıyız? Marka nedir, ne değildir konusunu iyi anlamamız gerekir. Marka, her şeyden önce bir değer üretmektir. İnsanlara maddi veya sosyal bir katma değer sunmak, markanın hareket noktası ve özünü oluşturur. Marka, belirli bir standardı ürün ya da hizmette sağlayabilmektir. Marka, alıcı nezdinde bir beğeni, alışkanlık ve hatta bağımlılık oluşturmaktır. Marka; ürün ya da hizmetin esen rüzgâra göre şekil alması değil, kendisine has bir kişilik kazanması demektir. Ve nihayet marka, diğerlerinden farklılaşarak belirli bir tarz oluşturmaktır.