Haftalık Köşe Yazısı

  • Aile şirketlerinde giderek kronik hâl alan sorunlardan biri de devir sıkıntılarıdır. Kurucuların devirde zorlandıkları biliniyor. Ancak bizim gibi hızlı gelişmekte olan ülkelerde aile şirketleri de hızla gelişiyor ve büyüyor. Burada sorun özellikle kurucu kişilerin büyük zorluklarla bir yerlere getirdikleri işlerini, kurumlarını kendi elleriyle çocuklarına veya yeni kuşak temsilcilerine aktarmada, devretmekte tereddüt yaşamalarıdır. Esasen devir sürecinin sıkıntılı olduğu ve gerek devredenler gerekse devir alanlar bakımından kimi sorumluluklar gerektirdiği bilinmektedir. Ancak şirketlerin işlerinin maddi açıdan çok iyi veya çok kötü gitmesi, sorumluluğu verip yetkide direnmesi, uygun kişiliklerin olmadığı düşüncesi, işlerin kötüye gideceği endişesi ve benzeri nedenler devri geciktirebiliyor.
  • Gönül kavramı ağırlıklı olarak tasavvufta kullanılır. Tasavvuf terminolojisinde her insanda bir gönül vardır. Bu gönül az gelişmiş ya da çok gelişmiş olabilir. İnsan; beden (fiziki yapı), akıl (zihinsel yapı) ve gönül (duygusal yapı) üçlüsü ile hayatını sürdürdüğüne göre gönül neden hepsinden önemli olarak ortaya çıkar? Çünkü insanlardaki gönül, “Nazargah-ı İlahi”, “Çalab’ın Tahtı”, “Yaratıcının Aynası” olarak bilinir tasavvufta. Yani insanın gönlü, bizatihi Yaratıcının bulunduğu yerdir. Dolayısıyla Yaratıcı bir anlamda kendisini her insanın gönlünde var etmek suretiyle insanı var etmiştir. Bunun içindir ki arkasından incecik bir sırdan oluşan bir aynaya benzetilir gönül. Bu aynaya bakarak kendimize ulaşmamız, kendimizi yakalamamız, kendimizle buluşmamız ve asıl amaç olan aynanın ayna olmasını sağlayan sır perdesini aralayıp yüce Yaratıcıya ulaşmamız, Onunla bir bütün olmamız, Onun varlığında erimemiz, yok olmamız arzu edilir. Bu aynanın netliği, perdeliği ve bizi tüm olarak yansıtabilmesi için onu nefsimizle buğulandırmamamız, görüntü netliğimizi bozmamamız gerekir. Bireysel nefesimiz, nefsimiz aradan çekildiği oranda gönül aynamızda netliği ve dolayısıyla kendimizi yakalarız.
  • Hangi meslekte, konumda ve düzeyde olursa olsun bireylerin, bilgilerini gözden geçirme ve kendilerini geliştirme ihtiyaçları her geçen gün artmaktadır. Hızlı yaşam biçimi ve yeni arayışlardan en çok etkilenenler arasında hangi kademede olursa olsun yöneticilerin önemli bir yer tuttuğu söylenebilir. Çünkü yönetici, bir grup insanı aynı amaçla etrafında toplamak, koordine etmek ve bu çabaların en iyi biçimde üretim ya da hizmete dönüşmesini sağlamakla görevlidir.
  • Nasıl ki insanların her biri başka özelliklere sahiptir, farklıdır ve tektir, aynı şekilde her insanın kâinat ve varlık algısı da farklıdır. Diğer bir ifadeyle içinde yaşadığımız çevre, birlikte olduğumuz insanlar ve eşya aynıdır. Ama her birimizin bunları görmesi, algılaması, içselleştirmesi, anlaması farklıdır ve kendine özeldir. Farklıdır çünkü her birimizin çevresiyle iletişimi başka türlüdür. Aynı olaya farklı tepkiler vermemiz de bundandır. Hasılı kelam her insan, varlığı başka türlü görür ve anlar.
  • Günlük yaşamda iletişimi yönetmede temel bir duruş olarak “ben” ve “sen” ayrımında nerede olduğumuz sonucu belirliyor. İletişim sürecinde çoğunlukla “ben”i tercih etmek beden dilini, “sen” yahut “biz”i tercih etmek ise ruh dilini temsil eder. Şöyle ki: Günümüzde insanların çoğu tüm iletişimlerinde “ben” odaklı bir duruş, beklenti, ihtiyaç ve yönelme içinde oluyor.