Haftalık Köşe Yazısı

Tüketilen Hayat

İşiniz, yaşınız, eğitiminiz, ekonomik gücünüz ne olursa olsun sizin için hayati sorulardan biri şu: Hayat, bir tüketim mecrası mıdır yoksa üretim mecrası mıdır sizin için? Yani bize bu hayat neden verildi? Yiyelim, içelim, çoğalalım diye mi sadece? Yoksa kendimiz için, istediklerimiz dışında da görevlerimiz var mı? Yani ki başkaları için üretici olabiliyor muyuz? Yahut kendinize çalışma dışında bir uğraşımız var mı? Kime ne katıyoruz? Eksik olan neyi tamamlıyoruz? Neyi çoğaltıyoruz? Hangi negatifleri pozitif hale getiriyoruz? Kazandığımızı nasıl ve nerede harcıyoruz?

Çoğaltılabilecek bu soruların cevapları, hayatı salt bir üretim alanı mı yoksa tüketim alanı olarak mı gördüğümüzü ortaya koyar. Hayatımız bir üretim alanı olabiliyorsa günümüzün modern bireyci anlayışını aşabiliyoruz demektir. Hayatımız bir üretim mecrası olabildiği oranda insani derinliğimiz artıyor demektir.

Dolayısıyla insan olarak esas var olma nedenimize zaman zaman kafa yormak gerekir. Bu kafa yorma bizi kendimize takılmaktan, sadece kendi bedenimize hizmet etmekten kurtaracaktır. İnsanlara ve insanlığa hizmet etmeye yöneltecektir. Bireyselliğine takılıp bunu aşamayanlar, kendilerini merkez görür. Bu ise kısa dönemli bireysel faydalar getirse bile orta ve uzun vadede kendi öz programından, öz değerlerinden, insan odaklı platformdan uzaklaştırır.

Kişiler, aileler, işletmeler hayatı bir üretim alanı gibi görmelidir. Hayat planlarını buna göre hazırlamalıdır. Bu plana süreklilik kazandırıldığında kişi kariyerinde, aile içinde, kurum pazarında ilerleyecektir.

“YENİDEN DOĞAN KARTALLAR”      

Kartalların hayatı tabiatın enfes örneklerinden biridir. Kartallar, türlerinin en uzun yaşayanlarıdır. 65 – 70 yıl kadar yaşayabilirler. Bu yaşlara ulaşmak kolay değil onlar için. 35 – 40 yaşlarında birden yaşlanırlar. Gagaları uzar, kanatları kıvraklığını yitirir.  Tüyleri kısmen dökülür. Pençeleri de kavrayıcılığını yitirmiştir. Dolayısıyla eskisi gibi uçmaları hayal olur.

35 – 40 yaşlarındaki kartal ya ömrünün sonunu bekler. Ya da zorlu bir süreç ile bir yeniden canlanma çabasına girer. Yeniden canlanmak ve uçmak için yaklaşık 6 aylık bir çalışma yapması gerekir. Bunu için en yakında bulduğu kayaya gagasıyla vurmaya başlar. Ciddi bir acı çeker. Sonunda kanlar içindeki gagası sökülüp düşer. Sonra sabırla hem yaralarının iyileşmesini hem yeni gagasının çıkmasını bekler. Artık yeni gagasına kavuşunca ilk iş, yaşlanmış ve artık avını kavrayamayan pençelerini yerinden çıkarır. Kısa zaman sonra çıkan yeni pençeleri ile de kalan tüylerini yolar. Sabırla, inatla ve acılı bir altı ay sonunda kartal hem ömrüne ömür katmış olur. Hem de eskisi gibi uçmaya başlar.

Unutulmamalıdır ki yaşamı uzatmak elimizde değil. Ama bunun için yapabileceklerimiz de az değil. Sağlığımızı korumak önemlidir. Beden sağlığı kadar ruh sağlığımızı korumak da ciddi bir iştir.

Aslında yeniden doğuş imkanlarını hayatın içinde sürekli olarak bulmak mümkündür. Bunun için acı çekilmeli, sabır ve çaba gösterilmeli. Ya da bunların hiçbiri yapılmayıp eski başarılardan söz edilebilir. Oturduğumuz yerden eskinin özlemi ve mevcut durumumuzun yakınmaları ile geçebilir hayatımız.

Tercih elimizde; ya “Neden bu haldeyim” diye kendimiz dışındaki dünyayı suçlayacağız oturduğumuz yerden. Ya da kendimizle, kalitemizle uğraşacağız. Bütün mesele, insani kaliteyi bunun için de insani derinliği arttırmaktır.