Haftalık Köşe Yazısı

Başarı Hikayesi Mi?

“Bir başarı hikâyesi yazdığımı söylüyorlar. Ben böyle düşünmüyorum. Birçok yayında dile getirdim. Başarı için sadece mal, mülk, büyük inşaatlar, üretim gücü, zenginlik gibi eldeki verilere bakarsanız bir başarı var. Ancak başarı, sahip olduğunuz sayısal sonuçlarla sınırlı değildir. 

Asıl başarı, günün sonunda yaptıklarınızdan duyduğunuz toplam yaşam tatminidir. Yetmiş yaşına yaklaşan bir iş adamı olarak kendimi başarılı görmüyorum. Çünkü çekilen bunca çileye, yapılan bunca işlere rağmen bugün mutlu değilim. Hiç mutlu değilim. Maddi olarak her şeyim var ama duygusal tatmin olarak hiçbir şeyim yok desem yeridir. 

Maddi olarak istediğim her şeyi yapabiliyorum, istediğim yerlere gidebiliyorum, istediğim kişileri işe alabiliyorum, yeni işler kurabiliyorum. Ama kalabalık aileme, yüzlerce çalışanıma, her alanda ulaşabildiğim önemli kişilere rağmen yalnızım. 

İnsanlar bu varlığın içinde çektiğim yokluğu bilseler sanırım şaşırırlar ve üzülürler. İlk zamanlarda iş ortamımdaki başarıya nasıl eriştiğim ve şimdi yaşadığım duygusal sorunların, aynı yolu yürüyen genç iş insanlarına katkısı olacağına inanıyorum.

YOKLUKTAN GELDİK

Yokluktan gelen bir ailenin evladı olarak kendi köyümüzde çiftçilikle uğraştıktan sonra rahmetli annemin desteğiyle büyük şehir hayalimin peşinden koştum. Bin bir zorlukla kendimi İstanbul’a attım. 

İstanbul’un zor yıllarında önce inşaatlarda çalıştım ve duvar ustası oldum. Çok iyi tuğla örerdim ve hızıma yetişemezlerdi. Bekâr odasında geçen üç yılımda hayatı öğrendim diyebilirim. Çalışmak için köyden gelen bazı arkadaşların yaşadıkları çeşitli sorunlardan kendi adıma dersler alıyordum.  

Ben çok azimliydim, hedeflerim vardı, durmadan yeni şeyler yapmak, yeni işler öğrenmek ve işimde yükselmek istiyordum. Öyle de oldu çok şükür. Ahlakı elden bırakmadan doğru ve dürüst çalışırsanız Allah da yardım ediyor. Duvar ustalığından sonra sıva yapmayı sonra da kalıpçılığı öğrendim. Kalfalığını yaptığım ilk inşaattan sonra kendimi hazır hissettim ve müteahhitliğe başladım. Ve inşaatları kendi başıma yapıp daire satmaya başladım. Para kazandıkça daha büyük işlere girdim, çevrem genişledi. 

Benimle gurur duyan ailemi İstanbul’a taşıdım. Annem, babam ve iki kardeşim, benim kurduğum alt yapının üzerine geldiler. Kardeşlerim yaşadığım zorluğu çekmesinler diye çok çaba gösterdim. Yanımda işe başlattım. Yüksek eğitim görmeleri için çok uğraştım. Çünkü eğitimsizliğin zorluğunu çok çektim. 

İş ortamındaki başarım artarak devam etti. Artık kardeşlerim de işin işindeydi. İnşaata tekstil ve turizm işlerini de ekledik. Sivil toplum görevlerim de oldu. İşin ve ailenin merkezindeydim ve bütün kararlar da bana tabi olunurdu ama ben, babam, annem ve kardeşlerime danışırdım.  

Ben evlenmiştim, art arda kardeşlerim de evlendi. Düğünleri ve evlerinin tüm ayrıntılarıyla ilgilendim. Sonra çocuklarımız büyüdü. Ailemiz genişledikçe sorunlar da başladı. Sizin sürekli dile getirdiğiniz sorunlar. Aslında bunları başta çok önemsemedim. Ben vaktiyle zorluk çektim, ailemin üyeleri rahat yaşasınlar, harcayabilsinler, gezebilsinler istedim. Ama yanlış düşünmüşüm. 

AİLENİN KÜLTÜRÜNÜ YAŞATAMADIK

Babamın vefatından sonra aile binasından çıkıp farklı evlerde oturmaya başladık. Sanki bir el dokundu ailemize ve her şey kötüye gitmeye başladı. Bir kardeşim eşinden boşandı. İşle ilgilenmiyor. Diğeri işe geliyor ama bütün derdi beni eleştirmek ve benimle yarışmak. Lider olmak istiyor ama liderliğin gerektirdiği çaba yok. Çocuklarımız da arzu ettiğim eğitimi alamadılar. 

Benim oğlum ve kardeşimin kızı şirketimizde işe başladı. Ama onlar da biz de memnun değiliz. Çünkü sadece harcamayı biliyor, alabildiğine tüketiyor, keyif ve eğlence dünyasından çıkmıyorlar. Çekirdek aileler gibi büyük ailede de saygı kalmadı. Yıllardır oluşturduğum düzen ve disiplin bozuldu. İşe gelmeyin evden maaş verelim deme noktasına geldim.

Yaşadığım zorluğu anlatamam. Zira yaşlandım, eski gücüm yok, birisi elimden tutsun, bu işleri yürütsün istiyorum ama ne kardeşlerim ne de yeni kuşak bunu yapamıyor. İşler çok büyüdü lakin eskisi gibi hızlı kararlar alamadığımız için küçülmeye başladık. Yalnız karar verdiğimde sorun çıkarıyorlar birlikte çalışmak için de işe gelmiyorlar.  

İşletmelerimiz çok başarılı bir noktadayken aileye, ailenin yeni kuşaklarına zaman ayırmamanın ve kurumsal bir alt yapı oluşturmamanın sıkıntısını yaşıyoruz. İşte bunun için kendimi başarılı görmüyorum. İş, girişim, maddi kazanç, çevre edinme tamam. Ama bu işleri yarınlara taşıyacak ve sürdürecek aileyi ihmal etmişiz. Ailedeki birliği ve dirliği güçlü tutmayı, ailenin kültürünü ve ahlakını yaşatmayı başaramamışız. Bunun için bunca maddi zenginliğin içinde kendimi büyük bir anlam boşluğunun içinde hissediyorum…”